|
Dr. Yılmaz ARGÜDEN,
ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanıdır. Deneyimlerini
Koç Üniversitesi MBA programında verdiği strateji dersleriyle
ve çeşitli yayınlardaki köşe yazılarıyla paylaşmaktadır. |
Dünyada değişen
ekonomik, sosyal ve siyasi şartlar karşısında devletin rolü
sorgulanıyor. Demokrasi ve liberal piyasa ekonomisi
sistemlerinin yaygın kabul görmesi, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde
yetki ve sorumluluk alanlarının daha net bir biçimde tespitini zorunlu
kılıyor.
Özellikle,
devletin ekonomiye müdahalesinin şartları ve etkinliği, ülkelerin adil bir
rekabet ortamına kavuşmalarında, refah düzey ve dağılımında belirleyici
bir rol oynuyor.
Ülkemizde de gerek
toplumsal baskılar, gerekse uluslararası kuruluşların talepleri
doğrultusunda önemli bir yapısal değişim yaşanıyor. Devlet, hem
düzenleyici ve denetleyici, hem de uygulayıcı olmaktan çıkıp, ağırlıklı
olarak düzenleme ve denetleme rolleri üzerinde odaklaşmaya çalışıyor.
Bir yandan kamu yatırımlarının kısılması ve özelleştirmeyle atılan
adımlar, diğer yandan son yıllarda özerk üst kurullara devredilen yetkiler
bu değişimin göstergelerini oluşturuyor.
Ancak, devletin
performansında gelişme sağlanabilmesi için hem yapısal, hem de
yönetim anlayışındaki değişimlerde dikkat edilmesi gereken hususlar
var.
Devletin kamu
yararını gözeterek ekonomiye müdahalesi sadece piyasanın etkin
çalışamadığı durumlarda müsaade edilmelidir.
Piyasaların etkin
çalışmasını önleyen durumlar şu şekilde özetlenebilir:
(i)
örneğin, bir mahalle için
tahsis edilen bekçinin maliyetine kim katlanırsa katlansın tüm mahallenin
güvenlik hizmetinden faydalanması gibi (pozitif ekonomik dışsallığın
bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyon için yeterli yatırımın
yapılamaması;
(ii)
örneğin, kalitesiz yakıt
kullanmanın hava kirliliğine katkısından dolayı bir maliyet
yüklenilmemesinin (negatif ekonomik dışsallığın bulunduğu
durumlarda) toplumsal optimizasyonun gerektirdiğinden daha fazla ucuz ve
kalitesiz yakıt kullanılması;
(iii)
bankacılık sektörü gibi
piyasa oyuncuları arasında bilginin dengesiz olması: ve
(iv)
evlere döşenen elektrik
kabloları gibi doğal tekel durumunda tekelci istismar
potansiyelinin olması.
Üst kurulların
belki de en önemlisi Rekabet Kurulu. Rekabet Kurulu piyasa
mekanizmalarının sağlıklı çalışması için piyasayı denetleyen ve tekel veya
oligopol gibi güçlü konumdaki piyasa oyuncularının bu konumlarını rekabeti
bozucu şekilde kullanmalarını önlemek üzere görevlendirilen bir kurul.
Telekomünikasyon kurulu gibi birçok diğer kurulun kurulma nedeni ise
Rekabet Kurulu’nun konumu gereği, müdahaleleri ex-post, yani uygulama
gerçekleştikten sonra, yapması. Telekomünikasyon gibi teknolojik
gelişmenin çok hızlı olduğu bir sektörde ex-ante, yani zarar oluşmadan
önce müdahale, yapılmaması durumunda piyasaya verilen zararın telafisinin
neredeyse imkansız olduğu ve konunun teknik detaylarının önem taşıdığı
durumlarda özel bilgiyle donatılmış bir kurumun oluşmasını zorunlu
kılıyor. Bu nedenle, hangi alanlarda özerk üst kurullar kurulması
gerektiğine özellikle dikkat etmek gerekir. Kurul enflasyonu yaratmamaya
özen göstermeliyiz.
Ancak, piyasa
mekanizmasının etkin çalışamadığı durumlarda devlet müdahalesinin en etkin
sonucu vereceği de garanti değildir. Örneğin, doğal tekel durumunda
devletin piyasa oyuncularına maliyet artı makul kar formülüyle müdahalesi
genellikle pahalı ve verimsiz yatırımlara yol açabilmektedir!
Özellikle, uzun
vadeli yatırımlar gerektiren sektörlerin ufku seçim dönemleriyle sınırlı
bir yapı tarafından denetlenmesinin mahsurlarının giderilmesi, teknik
uzmanlık isteyen bir yapının oluşturulması ve düzenleme ve denetleme
görevlerinin günlük siyasi müdahalelerden arındırılması için bağımsız
düzenleyici kurullar kurulması benimsenmektedir.
Düzenleyici
kurulların ana hedefi tüketicileri firmaların piyasa güçlerini kötüye
kullanmalarından korumak ve yeterli yatırım ve
rekabeti sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır. Bu hedefe ulaşabilmek
için düzenleyici kurullar kural koyma, koyulan kuralların işleyişini
izleme ve denetleme, soruşturma yapma, karar verme ve kararları icra etme,
ve piyasa oyuncularını eğitme gibi faaliyetler yürütürler.
Düzenleyici
kurulların bu faaliyetleri etkin olarak yürütebilmeleri için bağımsız,
saydam, hesap verebilir, uzman ve güvenilir olmaları gerekir. Ancak, bu
kavramların tanımı çok net olarak yapılmalıdır.
Örneğin,
düzenleyici kurullarda çalışanların konularında uzman olmanın yanı sıra
gerek siyasilerden, gerekse piyasa oyuncularından bağımsız olmalarının
istenmesi kime, neyin hesabını, nasıl vereceklerinin tanımının yapılmaması
anlamına da gelmemelidir. Hesap verebilirlik mekanizmasının olmadığı bir
idari bağımsızlık savunulamaz.
Dolayısıyla,
devletin ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme fonksiyonları
doğrultusunda yapılandırılması sağlanırken, düzenleyici kurulların Başkan
ve üyelerinin atanma süreci, uzman seçim süreci,
bütçelerinin onaylanması ve denetlenmesi süreci, kural koyucu,
karar verme ve uygulama fonksiyonlarının ayrıştırıldığı bir yapının
oluşturulması ve meclis, yargı organları, ve sektör oyuncuları ile
ilişkilerinin de şeffaf bir biçimde düzenlenmesi gerekir.
Örneğin,
düzenleyici kurul üye ve başkanlarının seçiminde belli politik partilere
yakınlık kriteri değil, bilgi ve güvenilirlik düzeyi esas alınmalıdır.
Adayların hangi yetkinlik alanları ve düzeylerinde olmalarının
belirlenmesi hangi kurumdan geleceğinden daha önemlidir. Aynı zamanda,
adayların birlikte başarılı bir takım olarak çalışabilme potansiyelleri de
değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmelerin ve atamaların, mecliste
sivil toplum kuruluşlarının ve piyasa oyuncularının temsilcilerinin de rol
aldığı şeffaf bir sorgulama sürecinden sonra yapılması bu konudaki
güven unsurunu geliştirecektir. Bu sorgulama sürecinin TRT 3’ten
yayınlanması bu önemli kurumlara duyulan toplumsal güveni artırıcı bir
etki yapabilir.
Bu kurulların
çalışma düzeninde katılımcılık ilkesine özel önem verilmelidir.
Örneğin, kuralların koyulması aşamasında diğer kamu kurumlarının, meslek
örgütlerinin, düzenlemeden etkilenecek özel sektör şirketlerinin ve yerel
halkın temsilcilerinin de fikri katkılarının alınması bir çok fayda
getirecektir. Şeffaf bir süreç içinde böylesi bir katılımın sağlanması,
kuralların benimsenmesi, daha geniş kitleler tarafından takip edilmesi ve
uygulanması şansını artıracaktır.
Bu kurullar için
net olarak ortaya konmuş performans kriterleri belirlenmelidir.
Bu kriterlerin belirlenmesinde kıstas diğer ülkelere göre daha etkin
bir ortam yaratılması olmalıdır.
Örneğin, Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulu kendisine hedef olarak Türkiye’deki enerji
fiyatlarının dünyadaki diğer ülkelere göre rekabetçi düzeye çekilmesi,
talebin olduğu her yerde enerjinin bulunabilirliğinin sağlanması ve bunun
en düşük bütçe ile sağlanması olarak belirlenmelidir. Performans
konusunda hesap verme sürecinin de özel sektör, tüketici ve sivil toplum
kuruluşları temsilcilerine de açık olarak yapılması toplumun devlete
duyduğu güveni artıracaktır.
Bu kurulların
başarılı olabilmesi için hızlı çalışan etkin bir hukuk altyapısına
da ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır. Örneğin, bugünkü itiraz merci olan
Danıştay’ın bu konudaki yetkinliği sorgulanmalıdır.
Bu kurulların
etkin çalışabilmesi için uymaları gereken önemli ilkeler var:
(i) Etkin bilgi
düzeyi: piyasa oyuncularının hareketlerini öngörmek, anlamak ve bu
uygulamaların kamu yararına olacak şekilde yönlendirilmesini sağlayacak
kurallar koymak üst düzeyde teknik, ekonomik, sistem ve düzenleme bilgi ve
becerisi gerektirir. Dolayısıyla, farklı bilim alanlarında uzmanlaşmış,
birlikte çalışma yetkinliğine sahip ve adalet duygusu yüksek bir kadronun
oluşturulması gerekiyor. Bu ise kurullarda çalışanların uygun bir ücret
ve ödüllendirme sistemi ile yönetilmesini zorunlu kılıyor.
(ii) Şeffaflık
ve katılımcılık: Piyasa oyuncularının ve toplumun güvenini kazanmadan
kurulların etkinliği sağlanamıyor. Güven kazanmak için ise düzenleyici ve
denetleyici kurulların yetkinlik düzeyi tek başına yeterli olamıyor.
Teknik detayların güçlüğü bahane edilerek kararların kapalı kapılar
arkasında verilmesi güven duygusunu zedeliyor. Bu nedenle, bu kurulların
süreçlerini şeffaf ve çeşitli paydaşların dinlenmesini içerecek şekilde
yapılandırmaları gerekiyor.
(iii) Başarı
ölçütünün “kamu yararı” olarak belirlenmesi: Kurulların tüm
kararlarının alınmasında kamu yararının nasıl etkilendiğinin açıkça ortaya
konması gerekiyor. Bu uygulama adil davranışı ve kamuoyu ile paylaşımı da
içerdiğinden kararların tutarlı olmasını sağlamada da yardımcı oluyor.
(iv) Karar ve
uygulama süreçlerinin hızlı olması: Geciken adalet,
adaletsizliktir. Kurulun değişen şartlara ve piyasadaki gelişmelere
duyarsız kalması ve/veya bu konudaki kararlarının gecikmesi toplumsal
güvenin sarsılmasına ve piyasa oyuncularının hakemin hakemliğine
güvenememelerine yol açar. Bu nedenle, bir yandan katılımcılığı ve
şeffaflığı sağlarken, diğer yandan hızlı karar ve yaptırım uygulama gereği
de gözden kaçırılmamalıdır.
(v) Kararlılık:
Piyasa oyuncularının kuraları hiçe saymaması ve toplumun güveninin
kazanılması için cezaların caydırıcı boyutta olmasına dikkat edilmeli, ve
özellikle kamuoyuna rahat anlatılabilecek örneklerin ortaya çıkarılmasına
öncelik verilmelidir. En büyük ve güçlü oyunculara karşı bile karalılığın
gösterilebilmesi için “özerklik” gereklidir.
Ancak, üst kurulların
“özerkliği” ile ne anlaşıldığı konusunda ülkemizde yaygın bir mutabakat
yok. Kurulların bağımsızlığını etkileyen birçok faktör var.
1.
Kurulun hukuki kuruluşunda özerkliğin
vurgulanmış olması,
2.
dengeli ve sürdürülebilir bütçe
kaynaklarına sahip olabilme,
3.
hukuk sistemi dışında başka kurumların
kurulun kararlarını değiştirebilme hakkının olup olmaması,
4.
kurulun başkan ve üyelerinin seçilme ve
değiştirilme süreci,
5.
kurul üyelerinin sektör oyuncuları ile
ilişkilerinde bağımsızlık sağlama gereği,
6.
kurulun teknik personelini oluşturma ve
yönetme konusundaki özerkliği,
7.
kurul personelinin farklı deneyim ve
yetkinlik birikimine sahip olması.
Ancak, kurulların da
“düzenleme ve denetleme” fonksiyonlarını “derebeylik ve diktatörlük”
olarak algılamamaları gerekiyor. Siyasi sorumluluğun seçilmişlerde
olması, “kamu yararı” ile ne anlaşıldığının, hedeflerin ve ana
politikaların siyasiler tarafından oluşturulmasını bu ana politikalar
çerçevesinde belli sektördeki kuralların ise özerk kurullar tarafından
konulmasını ve denetlenmesini gerektiriyor. Politika oluşturmak
seçilmişlerin, onun uygulanmasını sağlamak ise özerk kurulların görevi
olmalıdır. Siyasiler, bu kurulların günlük işlerine karışmamalıdır.
Ancak, kurular da görevlerini etkin yapma konusunda seçilmiş siyasilere
karşı sorumlu olmalıdır.
Bağımsızlık siyasi
yönetimin yerine politika oluşturmak olarak değil, siyaset kurumu
tarafından oluşturulan ana politikalar çerçevesinde kuralların siyasiler
ve lobicilerden etkilenmeden ödünsüz ve etkin olarak uygulanması şeklinde
algılanmalıdır.
Özetle, kamunun
etkinliğini artırmak için devletin, düzenleme ve denetleme faaliyetlerinde
katılımcı bir anlayışı benimsemesi, hizmet sunduğu alanlarda
rekabetçi piyasa yapısından faydalanması, ve önceliklerin tespitinde
vatandaşın sesini dinleyici mekanizmalar oluşturması gerekiyor. Bu
yönetim anlayışının benimsenmesi ülkemizdeki kamu sektörünün yeniden
yapılanma sürecinin başarısı için bir gerekliliktir.
Üst kurullara
ilişkin çerçeve kanun tasarısında aşağıdaki konularda düzenlemeler
yapılması önem taşımaktadır.
Hangi gerekçeler
ile hangi alanlarda üst kurul kurulabileceği belirtilerek kurul
enflasyonu önlenmelidir.
Üst kurullara
atamalar yapılırken öncelik, üyelerin hangi kurumdan geldiği değil,
yetkinlik düzeylerinin yeterliliği, kurul olarak hangi alanlardaki
yetkinliklere sahip olunması gerektiği ve seçim sürecinin şeffaflığı ve
güven verici olmasında olmalıdır. Bu nedenle, üst kurul üye atamalarının
liyakat ve ehliyetin değerlendirildiği şeffaf bir
sorgulama süreci (sektör temsilcileri, sivil toplum örgütleri,
çeşitli kamu kuruluşlarının katılımıyla kamuoyu önünde gerçekleştirilen)
soncunda seçilmişler tarafından (hükümet ve/veya meclis) yapılması
gerekir.
Üst kurulların
kararlarını şeffaf ve katılımcı bir süreç ile toplum yararını
gözeterek vermeleri sağlanmalıdır. Kararların, hukuk sistemi dışında
değiştirilememesine önem verilmelidir. Kararlara hukuki itiraz
sürecinin hızlı işlemesinin sağlanması devletin etkinliği
açısından çok önemlidir.
Üst kurulların kararları karar bazında sadece hukuk
sisteminin denetimine tabi olmasına rağmen, kararların bütünlüğüne ilişkin
performans değerlendirmeleri kamuoyuna açık, şeffaf bir
sorgulama süreci çerçevesinde ve sonuç odaklı olarak
yapılandırılmalıdır.
<<< Geri Dön |