.:: Anasayfa
 


 
KISA BİLGİLER...
Derneğin Yönetim Kurulu: Prof Dr. Erdal Türkkan (Başkan), Av. Kubilay Atasayar, (Başkan Yard.) Nejdet Karacehennem (Muhasip Üye), Prof Dr. Aydın Ayaydın, Prof Dr.M. Tamer Müftüoğlu, Doç Dr.Nurkut İnan, Onur Arı, Yard Doç Dr.Hamdi Pınar, ve Av İbrahim Gül’den oluşmaktadır.
Derneğin Danışma Konseyinde ise Doç Dr. Ali Ulusoy, Dr.Ercan Kumcu, Prof Dr. Ercüment Erdem, Doç Dr. Gamze Öz, Prof Dr. Kamil Mutluer, Mümin Erkunt, Prof Dr. Nahit Töre, Prof Dr. Osman Sevaioğlu, Şevket Özügergin, Tuna Yurtseven ve Dr.Yavuz Ege bulunmaktadır.
Dernek aylık Rekabet Haber Bülteni’ni elektronik olarak yayınlamakta olup,  rekabet ve regülasyon konusunda sertifikalı eğitim programı ve düzenli aylık bilimsel toplantılar düzenlemektedir. Dernek yıllık  bir Rekabet ve Regülasyon Raporu hazırlamak ve  Rekabet ve Regülasyon Enstitüsü’nün kurulması için çalışmalarını sürdürmektedir.

 

.:: Rekabet Hakkında Makaleler::.

      Rekabet Nedir?
  
 Nerede Rekabet?
  
  Neden Rekabet?
  
   Nasıl Bir Rekabet?
     Doğal Tekeller
    
Rekabet İhlalleri
     Rekabetin Korunması
     Haksız Rekabet
             (İçkaynaklı)

     Haksız Rekabet
             (Dış kaynaklı)

  Rekabet Kültürü
  Kamu Sektöründe    Rekabet

  Özelleştirme ve Rekabet

  KOBİ’ler ve Rekabet

  Kamu Yardımları ve Rekabet

  Düzenleyici Kurumlar

  AB’ye Uyum Sorunu

 Ekonomik Özgürlükler ve Rekabet

 

REKABET NEDİR?

 

Prof Dr. Erdal Türkkan

 

<<< Geri Dön

    Rekabet çok farklı amaçlarla  farklı unsurlar vurgulanarak tanımlanabilen  ve  iktisadi siyasi ve sosyal boyutları olan bir kavramdır. Rekabet, en geniş anlamıyla, kıt bir şeyi paylaşmak veya bir ödül elde etmek amacıyla  belli kural ve kısıtlamalar çerçevesinde   temel özgürlüklerin ve insan haklarının  garanti altına alındığı  ve hiçbir ayrıcalığın ve ayrımcılığın olmadığı bir ortamda birden fazla  oyuncu arasında oynanan bir oyun veya bir yarış olarak tanımlanabilir.Bu tanımda    beş husus vurgulanmaktadır.

    Bunlardan birincisi amaçtır. Rekabetin olabilmesi için mutlaka herkesin ulaşmak istediği bir amacın olması ve başkalarının varlığının bu amacın gerçekleştirilmesini zora sokması gerekir.Bu amaç iktisadi alanda kar  maksimizasyonu, siyasi alanda oy maksimizasyonu vs olabilir.Bolluk ortamında rekabetin olmasına gerek olmayacaktır. Rekabetin   kıt bir şeyin paylaşılması amacıyla yapıldığı da düşünülebilir. Bu kıt şey   piyasa payı veya  seçmenin verdiği oylar veya  dağıtılan ödüller olabilir.

    Tanımda vurgulanan ikinci husus kural ve kısıtlamalardır. Rekabet oyuncuların istedikleri gibi, davranabilecekleri bir oyun değildir. Rekabet ortamında rakiplerin oyuna girişinin engellenmesi veya zorla saf dışı bırakılması, hakim durumun kötüye kullanılması, rakipler arasında anlaşma yapılması hile yapılması  vs.  yasaklanmıştır. Rekabet ancak bir özgürlük ortamında ve hukuk rejiminde mümkün olabilir. O halde kuralsız  ve kısıtlamasız yarışları rekabet olarak nitelendirmek mümkün değildir.Böyle durumlarda  rekabet ihlali veya haksız rekabet söz konusudur.İktisadi anlamda rekabet, 

   Tanımda vurgulanan üçüncü husus, temel özgürlüklerin ve insan haklarının garanti altına alınmasıdır.Bu temel özgürlükler, iktisadi alanda girişim özgürlüğü, akit özgürlüğü, mülkiyet özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, seyahat özgürlüğüdür. Siyasi alanda ise bu özgürlüklere ilaveten düşünce  ve ifade özgürlüğü , seçme seçilme özgürlüğü  ön plana çıkar.Aslında  tüm bu özgürlükler her iki alanda da gereklidir.Özgürlüklerin varlığı oyuncuların  mümkün olabilen en iyiye ulaşmalarını sağlar.Ayrıca özgürlükler  yarışa giriş ve yarıştan çıkış serbestliğini garanti eder. Yarışa giriş veya çıkışa sınırlama getirilmesi rekabeti sınırlayıcı etkiler yapar. Özgürlüklerin diğer önemli bir rolü şeffaflığı sağlamasıdır. Şeffaflığın olmadığı bir ortamda oyuncuların en doğru kararları almaları mümkün olamayacaktır.Bu özgürlüklerin  tek sınırı başkalarının da aynı özgürlüklerden yararlanabilmesinin sağlanmasıdır. Bu özgürlüklerin kağıt üzerinde tanınmış olması yeterli değildir. Özgürlüklerin tam olarak garanti altına alınmış olması gerekir. Bu da ancak iyi işleyen, bağımsız  ve etkin bir adalet sisteminin varlığı ile mümkündür.

   Tanımda vurgulanması gereken  dördüncü husus, hiç kimsenin veya kurumun ayrıcalıklı bir konumda olmaması ve hiçbir ayrımcılığın yapılmamasıdır. Ayrıcalık, yarıştan veya kurallara uymaktan kaçınma veya başkalarının  yararlanamadığı bazı destek ve yardımlar alma biçiminde olabilir. Aynı şekilde yarışa katılma, yükümlülükleri yerine getirme   veya kurallara uyma konusunda kimsenin farklı bir statüye sahip olmaması gerekir.Bu nedenle rekabet ortamında devletin konumu çok önemlidir. Devlet çeşitli nedenlerle bazı oyunculara ayrıcalık veya öncelik tanımamalı, kurallara ve yükümlülüklere uyma konusunda da  ayrımcılık veya tolerans göstermemelidir.

   Nihayet rekabetin tanımında vurgulanan  beşinci husus, oyuncu sayısının birden fazla olmasıdır. Bazı durumlarda  oyuncuların  oyunun kurallarını ve sonucunu tayin edemeyecek kadar çok sayıda olmaları koşulu aranır. Aslında bu kural oyuna girişin serbest olması ve oyuncuların tek  başlarına hakimiyet tesis edemeyecekleri biçiminde anlaşılmalıdır. Bazı hallerde yarışa girişin serbest olması durumunda bir tek oyuncunun olduğu bir ortamda bile diğer şartlar yerine getiriliyorsa rekabetin olduğu kabul edilebilir. Önemli olan  mevcut oyuncuların rekabet baskısını hissetmeleridir.

   Rekabet kavramının anlaşılabilmesi için rekabetin bir oyuna benzetilmesi veya bir yarış niteliği taşıması  gerektiğinin de vurgulanması önem taşır. Rekabet genellikle  oyun teorisinde tanımlanan “sıfır toplamlı bir oyun” olarak nitelendirilir. Sıfır toplamlı oyun bir tarafın kazanması halinde diğer tarafın mutlaka kaybedeceği bir oyundur.Kısa vadede bu tanım doğrudur.Ancak orta ve uzun vadede rekabet herkesin kazançlı çıktığı, en azından en iyilerin kazançlı çıkabileceği bir oyundur. Rekabet tüm katılımcıların, rekabet ortamı olmasaydı ulaşabilecekleri performansın üzerine çıkmalarını sağlar. Bu nedenle rekabeti  bazılarının kazanıp bazılarının kaybedeceği bir oyun olarak görmek yerine en iyilerin kazançlı çıktığı ve herkesi  en iyi olmak için yarıştığı  pozitif toplamlı bir oyun olarak algılamak daha doğrudur.Rekabet kavramının yarış kavramından da farklı olduğunu vurgulamak gerekir.Rekabet yukarıda sayılan koşulların yerine getirildiği bir yarıştır.Ayrıca rekabet jürisi olmayan bir yarıştır.Rekabette kimin kazandığı bir jürinin  veya hakemin kararına bağlı değildir.Dolayısıyla rekabette hakem veya jürinin sübjektif değerlendirmelerine yer yoktur. Ancak her yarışın bir rekabet boyutu olduğu da yadsınamaz.

   Rekabet bir pozitif ayıklama aracıdır.Diğer bir deyişle rekabet iyinin kötüden ayrılmasını ve iyinin prim yapmasını sağlayan bir mekanizmadır. Negatif ayıklamanın olduğu, yani kötünün iyiye üstünlük sağladığı bir ortamda ya  rekabet yoktur  ya da haksız  rekabet veya eksik rekabet vardır.

   Rekabet en çok iktisadi alanda kullanılan bir kavramdır. Rekabetin iktisadi alanda varlığı rekabetçi serbest piyasaların varlığı ile mümkündür.İktisadi alanda rekabetin koşulları, piyasa koşulları çerçevesinde tanımlanır. Her piyasa rekabete açık değildir. Tek veya az sayıda oyuncunun yer aldığı veya oyuncuların piyasada hakimiyet tesis edebildikleri monopolcü ve   oligopolcü, piyasalarda rekabet aksak veya eksik rekabet olarak tanımlanır. Piyasalarda rekabetin koşulları da yukarıda tanımlanan koşullardan farklı değildir.  En iyi piyasa  rekabet baskısını en etkin biçimde ve düzeyde gerçekleştirebilen piyasadır. Ancak en kötü piyasa koşullarında bile mutlaka bir rekabet baskısı vardır.

<<< Geri Dön

 

REKABET KÜLTÜRÜ

Prof. Dr. Erdal Türkkan

 

<<< Geri Dön

   Rekabet kültürü iktisadi, sosyal siyasal alanların tümünü ilgilendiren bir kavramdır. Genel olarak bir toplumda:

  -Başarının ancak yarışılarak elde edileceği inancı ve uygulaması yaygın ise,

 -Yarışın kurallarına uyma eğilimi yüksek ise,

 -Yarışın kurallarını  hiç kimse kendi çıkarlarına göre belirleyemiyor veya değiştiremiyor ise,

 - Kurallara uygun bir yarışın, uzun vadede herkesin çıkarına olduğu inancı yaygın ise rekabet kültürünün gelişmiş olduğu söylenebilir.

Buna karşılık bir toplumda:

-Kazanacak olanların belirlenmesi için yarış yapılmıyorsa,

-Yarışa kimlerin katılacağına veya kimlerin başarılı olacağına daha önce başarılı olmuş olanlar, veya  gücü  elinde tutanlar  karar veriyorsa,

-Yarışın kuralları yoksa veya kimse mevcut kurallara uymuyorsa,

-Yarışın kurallarını bazı kişiler değiştirebiliyor veya etkileyebiliyorsa,

-Nihayet kurallara uygun da olsa kimse adil bir yarışın sonucunu kabul etmeye yanaşmıyorsa, o toplumda rekabet kültürünün gelişmediği söylenebilir.

Rekabet kültürünün olduğu toplumlarda tekelcilik, merkeziyetçilik, ayrıcalık,  ayrımcılık, engellemecilik, hilecilik, kuralsızlık, keyfilik, rüşvet yaygın değildir ve toplumun çoğunluğunun tepkisine neden olur.

 Rekabet kültürü en fazla iktisadi alanda önem kazanır.Ancak rekabet kültürü siyasal mücadelede, sosyal  ve kültürel konularda da büyük önem taşır.

İktisadi alanda rekabet kültürünün gelişmiş olması:

-Tüketicilerin istedikleri mal ve hizmetleri en uygun koşullarda ve en kaliteli bir şekilde elde etmelerini sağlayarak toplumsal refahı arttırır.

-Kaynakların onu en iyi kullanacakların eline geçmesini sağlar ve iktisadi  gelişmeyi hızlandırır.

- Kıt kaynakların, onları en iyi kullananların eline geçmesini sağlayarak gelirin daha adil dağılımını sağlar,sosyal barışı güçlendirir.

-Bireylerin sahip oldukları enerjiyi pozitif ve verimli amaçlar için kullanmalarını sağlar.

Kısaca rekabet kültürünün gelişmesi negatif ayıklamayı önler pozitif ayıklamayı teşvik eder.

Siyasi alanda rekabet kültürünün gelişmesi de iktidarın ülkeyi en iyi yönetebileceklerin eline geçmesini sağlar. Rekabet Kültürünün geliştiği bir ortamda başarısız olanlar da iktidarı terk etmek durumunda kalırlar.

Sosyal alanda da rekabet kültürünün gelişmiş olması, en iyi sanatçıların, en iyi gazetecilerin, en iyi sivil önderlerin, en i,yi bilim adamlarının, en iyi girişimcilerin  ön plana çıkmasını kolaylaştırır, negatif  ayıklamayı önler. Rekabet kültürü, tüm toplum fertlerini en yetenekli oldukları alanlara yönelmeye teşvik edilerek herkesin farklı  ve yeteneklerine uygun alanlara yönelmesini sağlar.

Rekabet kültürünün gelişmesi nelere bağlıdır? Rekabet kültürünün gelişebilmesi için:

 -Başta ekonomik özgürlükler (girişim özgürlüğü, mülkiyet özgürlüğü ve akit özgürlüğü)  olmak üzere siyasal özgürlüklerin (düşünce ve ifade özgürlüğü, seçme seçilme özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü gibi) garanti altına alınması gerekir. Ekonomik özgürlüklerin  garanti altına alınabilmesi hukuk devletinin tüm gerekleriyle oluşturulması ve özgürlüklere getirilecek sınırlamalar veya ihlallerle  etkin bir biçimde  mücadele edilmesi anlamına gelir.

-Rekabet kültürünün gelişebilmesi için devletin asli fonksiyonlarına çekilmesi, ve adalet, emniyet, savunma, temel eğitim, temel altyapı temel sağlık ve düzenleme konusunda üstüne düşen görevleri en iyi bir biçimde yapması gerekir.  Rekabet  kültürünün gelişmesi için merkeziyetçilikten uzaklaşılarak yetkilerin yerelleştirilmesinin sağlanması da büyük önem  kazanır. Devletin rolünün genişlediği ve merkezi nitelik kazandığı toplumlarda yapay negatif ayıklama  mekanizmalarının  gelişmesi kaçınılmazdır. Rekabetçi bir toplumda kaynak tahsisinin mümkün olduğunca çok alanda piyasalara bırakılması gerekir.Rekabet kültürü ancak makro ekonomik dengelerin korunabildiği, enflasyonun en alt düzeylere çekilebildiği bir ortamda mümkün olabilir.Enflasyon hem sebepleri hem de sonuçları itibariyle pozitif ayıklamaya imkan vermeyen ve negatif ayıklamayı teşvik eden bir olgudur. Rekabet kültürü devletin rekabeti sağlamaya yönelik düzenleyici  faaliyetlere ağırlık vermesi durumunda daha kolay gelişebilir.

-Rekabet kültürünün gelişebilmesi için yasalarla yaratılan ve korunan tekellere, yasalarla teşvik edilen ayrımcılıklara kayırmacılığa ve ayrıcalıklara, her düzeyde yetki temerküzüne, keyfiliğe, merkeziyetciliğe,  hileciliğe karşı ciddi bir mücadele verilmesi gerekir.

-Rekabet kültürünün gelişebilmesi için rekabet tecrübesi de büyük öneme haizdir. Rekabet tecrübesi, rekabet ihlallerine ve haksız rekabete karşı mücadele konusunda deneyim kazanılması yanında, rekabetten uzaklaşmanın nasıl kötü sonuçlar verdiğinin de tecrübeyle görülmesini sağlar.Ancak rekabet tecrübesinin oluşabilmesi için mutlaka ekonomik ve siyasal özgürlüklerin gelişmiş olması gerekir.

-Rekabet kültürünün gelişebilmesi için toplum mühendisliğinden mümkün olduğunca uzak durulması,  işlerliği olan, kendiliğinden oluşan, doğal dinamiklerle uyumlu olan süreçlere ağırlık verilmesi gerekir. Kısaca rekabet kültürü suni olarak  icat ve imal edilebilecek bir dinamik olarak değil, engeller ortadan kalktığı zaman kendiliğinden ortaya çıkacak bir değerler sistemi olarak görülmelidir.

<<< Geri Dön

 

REKABET İHLALLERİ

Yrd. Doç. Dr. Hamdi PINAR, LL.M. Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 

<<< Geri Dön

Rekabet ihlallerinin şematik olarak prosedürünü görmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki dosyayı bilgisayarınıza indiriniz.

DOSYA İNDİR:  Rekabetihlalsema.doc 

<<< Geri Dön

 

NEDEN REKABET ?

Prof. Dr. Erdal Türkkan

 

<<< Geri Dön

Rekabetin neden önemli ve yararlı olduğunu anlayabilmek için rekabetin hangi işlevleri yerine getirdiğini sorgulamak gerekir.

Rekabetin en önemli işlevlerinden birisi “tüketici egemenliği”ni sağlamaktır. Tüketici egemenliği, bir toplumda hangi malların üretileceğine  tüketicilerin karar vermesi demektir.Rekabetin geçerli olduğu bir toplumda üreticiler hangi malların üretileceğine karar veriyor gibi görünseler de asıl karar verici tüketicilerdir. Çünkü rekabet ortamında tüketicilerin isteklerini göz ardı eden üreticiler başarılı olma şansına sahip değillerdir.Tüketici isteklerini doğru tahmin edebilmek, rekabet ortamında başarının olmazsa olmaz bir koşuludur.

Rekabetin diğer önemli bir işlevi, seçme özgürlüğünü sağlamaktır.Seçme özgürlüğü hem tüketiciler, hem  çalışanlar hem de sermaye  ve doğal kaynak sahipleri açısından söz konusudur.Rekabetçi bir ortamda tüketiciler  ihtiyaç duydukları malları ve hizmetleri istedikleri satıcıdan alma özgürlüğüne sahiptirler. Girişimciler istedikleri alanda girişim yapmak,çalışanlar istedikleri iş yerinde çalışmak sermaye ve doğal kaynak sahipleri de varlıklarını istedikleri kişiler aracılığıyla değerlendirmek imkanına sahiptirler. Seçme özgürlüğü refah toplumlarının en vazgeçilmez öğelerinden birisidir. Çünkü seçme özgürlüğü, insanı bir nesne olmaktan çıkararak onun bir özne olmasını sağlar.Bu nedenle tarihsel olarak rekabetin korunması konusundaki ilk çabaları başlatanların kullandıkları en önemli argüman, seçme özgürlüğünün sağlanması olmuştur.

Rekabetin bir diğer işlevi, kaynak dağılımında (tahsisinde) etkinliği sağlamaktır. Kaynak tahsisinde etkinlik, en basit anlamıyla en çok istenilen malların ve hizmetlerin en uygun teknolojiler kullanılarak toplum refahını  ençoklaştıracak şekilde kullanımını ifade eder. Kaynak tahsisinde etkinlik, tüketici artığının ve üretici artığının en yüksek düzeye ulaşması olarak da tanımlanabilir. Kaynak tahsisinde etkinlik, öyle bir durumdur ki,  kaynak tahsisinde mümkün olan herhangi bir değişiklik yapılarak hiç kimsenin refahını arttırmak mümkün olamaz.Rekabet, tüm karar birimlerini mümkün olan en iyi tercihleri en kısa zamanda yapmaya teşvik eder ve zorlar.Bu bağlamda rekabet firma içinde de kaynakların en iyi biçimde kullanımını teşvik eden bir süreçtir.

Rekabetin önemini arttıran faktörlerden birisi de teknolojik yeniliklerdir. Rekabet tüm firmaları en yeni ve en ileri teknolojiyi uygulamaya mecbur eder.Diğer taraftan rekabet, yeni teknolojilerin ortaya çıkmasını da teşvik eder.Sınai mülkiyetin korunması, yeni teknolojilerin yaygınlaşmasını sınırlasa da, rekabet, gönüllü teknoloji transferini  ve firmaları farklı teknolojileri bulmaya teşvik edecek etkiler de yaratır.

Rekabetin yukarıdaki işlevleri yapabilmesi açısından etkin olmayan girişimleri devre dışı bırakma  ve yeni girişimcileri cezp etme etkisi büyük önem taşır. Rekabet ortamında firmalar ayakta kalabilmek için kendi iç etkinliklerini en iyi bir biçimde sağlama yanında, toplumun isteklerine de en iyi bir biçimde cevap vermek zorundadırlar. Bu açıdan rekabet bir “elek işlevi” yapar. Başarısız işletmelerin yerini başarılı olma iddiasında olanlar doldurur veya başarısız işletmeler yeni girişimlilerce devralınarak daha etkin koşullarda topluma yeniden kazandırılır. Topluma kazandırdığından daha çoğunu tüketen  ve ıslahı mümkün olmayan firmalar ise devre dışı bırakılır.

Rekabetin en önemli işlevlerinden birisi, bireysel çıkarlarla toplumsal çıkarları bağdaştırmasıdır. Rekabet, firmaları her türlü kaynak israfından kaçınmaya,  fiyatlarını piyasa koşulları ile uyumlaştırmaya,  istenilen malları istenilen zamanda ve yerde sunmaya, en uygun teknolojileri kullanmaya zorlayarak toplumsal açıdan en avantajlı olacak şekilde davranmaya zorlar. Firmalar  karlarını maksimum yapabilmek için istemeseler de daha düşük fiyattan satmaya, daha kaliteli malları üretmeye ve daha fazla yenilik yapmaya mecbur kalırlar.

Rekabet makro düzeyde hükümetleri de etkin bir biçimde davranmaya zorlar. Rekabet ortamında alt yapıdaki yetersizlikler, kamu hizmetlerindeki aksamalar veya aşırı  vergi yükü daha çok tepki çeker. Diğer taraftan rekabet ortamı ancak kamunun  nötr davranması ve iktisadi alanda  müdahaleci yaklaşımlardan kaçınması ile  oluşabilir.Rekabet ortamında kamunun kaynak israf edecek  yaklaşımları da siyasi iktidarları zora sokar.  Rekabetin ve rekabet kültürünün geliştiği bir ortamda kamu hizmetlerinde yolsuzluk ve ayrımcılık hem seçmenlerin hem de sivil toplum örgütlerinin baskısıyla daha kolay engellenebilir. Nihayet rekabet, kamunun katlandığı düzenleme maliyetlerinin de en düşük düzeyde kalmasını sağlar. Bu şekilde bürokrasinin azalması, kamu giderlerinde tasarruf sağladığı gibi, özel sektörün de daha etkin çalışmasını kolaylaştırmış olur.

Rekabet, gelir ve servet  dağılımının da daha adil olmasını sağlar.Rekabetin geliştiği toplumlarda  tekel gücünü kullanarak veya kuralları ihlal ederek sağlanan haksız kazanç yolları tıkalıdır. Ekonomik açıdan varlıklı olan kesimlerin durumlarını sürdürebilmeleri ancak rekabet ortamında başarılı olabildikleri ölçüde mümkündür. Rekabet ortamında sağlanan giriş serbestliği, bir çeşit fırsat eşitliği sağlar. Aslında rekabet ortamı ekonomik alanda fırsat eşitliğinin sağlandığı ortam demektir. Rekabet ortamının varlığı kamunun keyfi gelir ve servet transferleri yapması açısından da bir engel teşkil eder. En önemlisi de rekabet ortamı, bireyleri kendi kaderlerini değiştirmeye teşvik eder. Rekabet atalete ve bağımlılığa prim vermez. Rekabet herkesin en fazla başarılı olabileceği alanlara yönelmesini teşvik ederek gelir düzeyinin  ve  gelir dağılımının iyileşmesini de  kolaylaştırır. 

Nihayet rekabet, demokratikleşme açısından da büyük önem taşır. Rekabet ortamında tekellere, ayrıcalıklı guruplar ve güç odaklarına yer yoktur. Rekabet ortamında oyuncuların kural koyabilmesi veya kuralları etkileyebilmesi mümkün değildir. Rekabet ortamında piyasalarda  oluşan fiyatları, ücretleri, rantları ve faizleri kimse  belirleyemez ve önemli ölçüde etkileyemez. Bu değişkenler  milyonlarca karar vericinin yer aldığı piyasalarda bir anlamda adil bir oylama sonucunda belirlenir. Rekabet kültürü, ekonomik alanda olduğu gibi siyasi alanda da  adil yarışma koşullarının gelişmesini teşvik eder.

Şüphesiz rekabetin bazı olumsuz etkileri de olabilir. Rekabetin kısa vadeyi ön plana çıkarması, yaşama biçimini daha stresli hale getirmesi mümkündür. Ancak bu sorunlara firma düzeyinde   yapılacak  düzenlemeler ile  çeşitli çözümler getirilmesi mümkündür. Diğer taraftan rekabetin kendi kendisini yok ettiği ve yıkıcı sonuçlar yaratabileceği şeklinde eleştiriler de vardır. Bazı varsayımlar altında söz konusu olabilecek bu sorunlara da  çeşitli düzenlemeler ile çözüm getirilmiştir. Nihayet her iyi şey gibi rekabetin de bazı maliyetlerinin olması doğal karşılanmalıdır.

Rekabetin neden önemli  ve yararlı olduğunu sorgulamanın bir diğer yolu da, rekabet olmasıydı nelerin olabileceğini düşünmektir.Rekabetçi bir düzenin  alternatifi tekelciliğin, ayrımcılığın, kayırmacılığın, keyfiliğin, kuralsızlığın  zor ve baskının egemen olduğu merkeziyetçi bürokratik düzendir.Böyle bir düzen içinde  yüksek refah düzeyine ulaşmış bir örnek  ülke yoktur.

<<< Geri Dön

ÜST KURULLAR

Dr. Yılmaz ARGÜDEN

Dr. Yılmaz ARGÜDEN, ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanıdır.  Deneyimlerini Koç Üniversitesi MBA programında verdiği strateji dersleriyle ve çeşitli yayınlardaki köşe yazılarıyla paylaşmaktadır.

Dünyada değişen ekonomik, sosyal ve siyasi şartlar karşısında devletin rolü sorgulanıyorDemokrasi ve liberal piyasa ekonomisi sistemlerinin yaygın kabul görmesi,  kamu hizmetlerinin yürütülmesinde yetki ve sorumluluk alanlarının daha net bir biçimde tespitini zorunlu kılıyor.

Özellikle, devletin ekonomiye müdahalesinin şartları ve etkinliği, ülkelerin adil bir rekabet ortamına kavuşmalarında, refah düzey ve dağılımında belirleyici bir rol oynuyor.

Ülkemizde de gerek toplumsal baskılar, gerekse uluslararası kuruluşların talepleri doğrultusunda önemli bir yapısal değişim yaşanıyor.  Devlet, hem düzenleyici ve denetleyici, hem de uygulayıcı olmaktan çıkıp, ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme rolleri üzerinde odaklaşmaya çalışıyor.   Bir yandan kamu yatırımlarının kısılması ve özelleştirmeyle atılan adımlar, diğer yandan son yıllarda özerk üst kurullara devredilen yetkiler bu değişimin göstergelerini oluşturuyor.

Ancak, devletin performansında gelişme sağlanabilmesi için hem yapısal, hem de yönetim anlayışındaki değişimlerde dikkat edilmesi gereken hususlar var.

Devletin kamu yararını gözeterek ekonomiye müdahalesi sadece piyasanın etkin çalışamadığı durumlarda müsaade edilmelidir.  

Piyasaların etkin çalışmasını önleyen durumlar şu şekilde özetlenebilir:

(i)                           örneğin, bir mahalle için tahsis edilen bekçinin maliyetine kim katlanırsa katlansın tüm mahallenin güvenlik hizmetinden faydalanması gibi  (pozitif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyon için yeterli yatırımın yapılamaması;

(ii)                          örneğin, kalitesiz yakıt kullanmanın hava kirliliğine katkısından dolayı bir maliyet yüklenilmemesinin (negatif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyonun gerektirdiğinden daha fazla ucuz ve kalitesiz yakıt kullanılması;

(iii)                         bankacılık sektörü gibi piyasa oyuncuları arasında bilginin dengesiz  olması: ve

(iv)                       evlere döşenen elektrik kabloları gibi doğal tekel durumunda tekelci istismar potansiyelinin olması.

Üst kurulların belki de en önemlisi Rekabet Kurulu.  Rekabet Kurulu piyasa mekanizmalarının sağlıklı çalışması için piyasayı denetleyen ve tekel veya oligopol gibi güçlü konumdaki piyasa oyuncularının bu konumlarını rekabeti bozucu şekilde kullanmalarını önlemek üzere görevlendirilen bir kurul.  Telekomünikasyon kurulu gibi birçok diğer kurulun kurulma nedeni ise Rekabet Kurulu’nun konumu gereği, müdahaleleri ex-post, yani uygulama gerçekleştikten sonra, yapması.  Telekomünikasyon gibi teknolojik gelişmenin çok hızlı olduğu bir sektörde ex-ante, yani zarar oluşmadan önce müdahale, yapılmaması  durumunda piyasaya verilen zararın telafisinin neredeyse imkansız olduğu ve konunun teknik detaylarının önem taşıdığı durumlarda özel bilgiyle donatılmış bir kurumun oluşmasını zorunlu kılıyor.  Bu nedenle, hangi alanlarda özerk üst kurullar kurulması gerektiğine özellikle dikkat etmek gerekir.  Kurul enflasyonu yaratmamaya özen göstermeliyiz.

Ancak, piyasa mekanizmasının etkin çalışamadığı durumlarda devlet müdahalesinin en etkin sonucu vereceği de garanti değildir.  Örneğin, doğal tekel durumunda devletin piyasa oyuncularına maliyet artı makul kar formülüyle müdahalesi genellikle pahalı ve verimsiz yatırımlara yol açabilmektedir! 

Özellikle, uzun vadeli yatırımlar gerektiren sektörlerin ufku seçim dönemleriyle sınırlı bir yapı tarafından denetlenmesinin mahsurlarının giderilmesi, teknik uzmanlık isteyen bir yapının oluşturulması ve düzenleme ve denetleme görevlerinin günlük siyasi müdahalelerden arındırılması için bağımsız düzenleyici kurullar kurulması benimsenmektedir.

Düzenleyici kurulların ana hedefi tüketicileri firmaların piyasa güçlerini kötüye kullanmalarından korumak ve yeterli yatırım ve rekabeti sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır.  Bu hedefe ulaşabilmek için düzenleyici kurullar kural koyma, koyulan kuralların işleyişini izleme ve denetleme, soruşturma yapma, karar verme ve kararları icra etme, ve piyasa oyuncularını eğitme gibi faaliyetler yürütürler.

Düzenleyici kurulların bu faaliyetleri etkin olarak yürütebilmeleri için bağımsız, saydam, hesap verebilir, uzman ve güvenilir olmaları gerekir.  Ancak, bu kavramların tanımı çok net olarak yapılmalıdır.

Örneğin, düzenleyici kurullarda çalışanların konularında uzman olmanın yanı sıra gerek siyasilerden, gerekse piyasa oyuncularından bağımsız olmalarının istenmesi kime, neyin hesabını, nasıl vereceklerinin tanımının yapılmaması anlamına da gelmemelidir.  Hesap verebilirlik mekanizmasının olmadığı bir idari bağımsızlık savunulamaz.

Dolayısıyla, devletin ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme fonksiyonları doğrultusunda yapılandırılması sağlanırken, düzenleyici kurulların Başkan ve üyelerinin atanma süreci, uzman seçim süreci, bütçelerinin onaylanması ve denetlenmesi süreci, kural koyucu, karar verme ve uygulama fonksiyonlarının ayrıştırıldığı bir yapının oluşturulması ve meclis, yargı organları, ve sektör oyuncuları ile ilişkilerinin de şeffaf bir biçimde düzenlenmesi gerekir.

Örneğin, düzenleyici kurul üye ve başkanlarının seçiminde belli politik partilere yakınlık kriteri değil, bilgi ve güvenilirlik düzeyi esas alınmalıdır.   Adayların hangi yetkinlik alanları ve düzeylerinde olmalarının belirlenmesi hangi kurumdan geleceğinden daha önemlidir.  Aynı zamanda, adayların birlikte başarılı bir takım olarak çalışabilme potansiyelleri de değerlendirilmelidir.  Bu değerlendirmelerin ve atamaların, mecliste sivil toplum kuruluşlarının ve piyasa oyuncularının temsilcilerinin de rol aldığı şeffaf bir sorgulama sürecinden sonra yapılması bu konudaki güven unsurunu geliştirecektir.  Bu sorgulama sürecinin TRT 3’ten yayınlanması bu önemli kurumlara duyulan toplumsal güveni artırıcı bir etki yapabilir.

Bu kurulların çalışma düzeninde katılımcılık ilkesine özel önem verilmelidir.  Örneğin, kuralların koyulması aşamasında diğer kamu kurumlarının, meslek örgütlerinin, düzenlemeden etkilenecek özel sektör şirketlerinin ve yerel halkın temsilcilerinin de fikri katkılarının alınması bir çok fayda  getirecektir.  Şeffaf bir süreç içinde böylesi bir katılımın sağlanması, kuralların benimsenmesi, daha geniş kitleler tarafından takip edilmesi ve uygulanması şansını artıracaktır.

Bu kurullar için net olarak ortaya konmuş performans kriterleri belirlenmelidir.   Bu kriterlerin belirlenmesinde kıstas diğer ülkelere göre daha etkin bir ortam yaratılması olmalıdır.

Örneğin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kendisine hedef olarak Türkiye’deki enerji fiyatlarının dünyadaki diğer ülkelere göre rekabetçi düzeye çekilmesi, talebin olduğu her yerde  enerjinin bulunabilirliğinin sağlanması ve bunun en düşük bütçe ile sağlanması olarak belirlenmelidir.  Performans konusunda hesap verme sürecinin de özel sektör, tüketici ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerine de açık olarak yapılması toplumun devlete duyduğu güveni artıracaktır.

Bu kurulların başarılı olabilmesi için hızlı çalışan etkin bir hukuk altyapısına da ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.  Örneğin, bugünkü itiraz merci olan Danıştay’ın bu konudaki yetkinliği sorgulanmalıdır.

Bu kurulların etkin çalışabilmesi için uymaları gereken önemli ilkeler var:

(i) Etkin bilgi düzeyi: piyasa oyuncularının hareketlerini öngörmek, anlamak ve bu uygulamaların kamu yararına olacak şekilde yönlendirilmesini sağlayacak kurallar koymak üst düzeyde teknik, ekonomik, sistem ve düzenleme bilgi ve becerisi gerektirir.  Dolayısıyla, farklı bilim alanlarında uzmanlaşmış, birlikte çalışma yetkinliğine sahip ve adalet duygusu yüksek bir kadronun oluşturulması gerekiyor.  Bu ise kurullarda çalışanların uygun bir ücret ve ödüllendirme sistemi ile yönetilmesini zorunlu kılıyor. 

(ii) Şeffaflık ve katılımcılık: Piyasa oyuncularının ve toplumun güvenini kazanmadan kurulların etkinliği sağlanamıyor.  Güven kazanmak için ise düzenleyici ve denetleyici kurulların yetkinlik düzeyi tek başına yeterli olamıyor.  Teknik detayların güçlüğü bahane edilerek kararların kapalı kapılar arkasında verilmesi güven duygusunu zedeliyor.  Bu nedenle, bu kurulların süreçlerini şeffaf ve çeşitli paydaşların dinlenmesini içerecek şekilde yapılandırmaları gerekiyor.

(iii) Başarı ölçütünün “kamu yararı” olarak belirlenmesi:  Kurulların tüm kararlarının alınmasında kamu yararının nasıl etkilendiğinin açıkça ortaya konması gerekiyor.  Bu uygulama adil davranışı ve kamuoyu ile paylaşımı da içerdiğinden kararların tutarlı olmasını sağlamada da yardımcı oluyor.

(iv) Karar ve uygulama süreçlerinin hızlı olması: Geciken adalet, adaletsizliktir.  Kurulun değişen şartlara ve piyasadaki gelişmelere duyarsız kalması ve/veya bu konudaki kararlarının gecikmesi toplumsal güvenin sarsılmasına ve piyasa oyuncularının hakemin hakemliğine güvenememelerine yol açar.  Bu nedenle, bir yandan katılımcılığı ve şeffaflığı sağlarken, diğer yandan hızlı karar ve yaptırım uygulama gereği de gözden kaçırılmamalıdır.

(v) Kararlılık:  Piyasa oyuncularının kuraları hiçe saymaması ve toplumun güveninin kazanılması için cezaların caydırıcı boyutta olmasına dikkat edilmeli, ve özellikle kamuoyuna rahat anlatılabilecek örneklerin ortaya çıkarılmasına öncelik verilmelidir.  En büyük ve güçlü oyunculara karşı bile karalılığın gösterilebilmesi için “özerklik” gereklidir.

Ancak, üst kurulların “özerkliği” ile ne anlaşıldığı konusunda ülkemizde yaygın bir mutabakat yok.  Kurulların bağımsızlığını etkileyen birçok faktör var. 

1.     Kurulun hukuki kuruluşunda özerkliğin vurgulanmış olması,        

2.     dengeli ve sürdürülebilir bütçe kaynaklarına sahip olabilme,

3.     hukuk sistemi dışında başka kurumların kurulun kararlarını değiştirebilme hakkının olup olmaması,

4.     kurulun başkan ve üyelerinin seçilme ve değiştirilme süreci, 

5.     kurul üyelerinin sektör oyuncuları ile ilişkilerinde bağımsızlık sağlama gereği, 

6.     kurulun teknik personelini oluşturma ve yönetme konusundaki özerkliği, 

7.     kurul personelinin farklı deneyim ve yetkinlik birikimine sahip olması.   

Ancak, kurulların da “düzenleme ve denetleme” fonksiyonlarını “derebeylik ve diktatörlük” olarak algılamamaları gerekiyor.  Siyasi sorumluluğun seçilmişlerde olması, “kamu yararı” ile ne anlaşıldığının, hedeflerin ve ana politikaların siyasiler tarafından oluşturulmasını bu ana politikalar çerçevesinde belli sektördeki kuralların ise özerk kurullar tarafından konulmasını ve denetlenmesini gerektiriyor.  Politika oluşturmak seçilmişlerin, onun uygulanmasını sağlamak ise özerk kurulların görevi olmalıdır.  Siyasiler, bu kurulların günlük işlerine karışmamalıdır.  Ancak, kurular da görevlerini  etkin yapma konusunda seçilmiş siyasilere karşı sorumlu olmalıdır. 

Bağımsızlık siyasi yönetimin yerine politika oluşturmak olarak değil, siyaset kurumu tarafından oluşturulan ana politikalar çerçevesinde kuralların siyasiler ve lobicilerden etkilenmeden ödünsüz ve etkin olarak uygulanması şeklinde algılanmalıdır.

Özetle, kamunun etkinliğini artırmak için devletin, düzenleme ve denetleme faaliyetlerinde katılımcı bir anlayışı benimsemesi, hizmet sunduğu alanlarda rekabetçi piyasa yapısından faydalanması, ve önceliklerin tespitinde vatandaşın sesini dinleyici mekanizmalar oluşturması gerekiyor.  Bu yönetim anlayışının benimsenmesi ülkemizdeki kamu sektörünün yeniden yapılanma sürecinin başarısı için bir gerekliliktir.

Üst kurullara ilişkin çerçeve kanun tasarısında aşağıdaki konularda düzenlemeler yapılması önem taşımaktadır.

Hangi gerekçeler ile hangi alanlarda üst kurul kurulabileceği belirtilerek kurul enflasyonu önlenmelidir.

Üst kurullara atamalar yapılırken öncelik, üyelerin hangi kurumdan geldiği değil, yetkinlik düzeylerinin yeterliliği, kurul olarak hangi alanlardaki yetkinliklere sahip olunması gerektiği ve seçim sürecinin şeffaflığı ve güven verici olmasında olmalıdır.  Bu nedenle, üst kurul üye atamalarının liyakat ve ehliyetin değerlendirildiği şeffaf bir sorgulama süreci  (sektör temsilcileri, sivil toplum örgütleri, çeşitli kamu kuruluşlarının katılımıyla kamuoyu önünde gerçekleştirilen) soncunda seçilmişler tarafından (hükümet ve/veya meclis) yapılması gerekir.

Üst kurulların kararlarını şeffaf ve katılımcı bir süreç ile toplum yararını gözeterek vermeleri sağlanmalıdır.  Kararların, hukuk sistemi dışında değiştirilememesine önem verilmelidir.  Kararlara hukuki itiraz sürecinin hızlı işlemesinin sağlanması devletin etkinliği açısından çok önemlidir.

Üst kurulların kararları karar bazında sadece hukuk sisteminin denetimine tabi olmasına rağmen, kararların bütünlüğüne ilişkin performans değerlendirmeleri kamuoyuna açık, şeffaf bir sorgulama süreci çerçevesinde ve sonuç odaklı olarak yapılandırılmalıdır. 

<<< Geri Dön

Ekonomik Özgürlükler ve Rekabet

Prof Dr. Erdal Türkkan

Ekonomik özgürlüklerin varlığı, işleyebilir  ve adil bir rekabet ortamının oluşabilmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.  Diğer bir ifade ile ekonomik özgürlüklerin gelişmediği ülkelerde sağlıklı bir rekabet ortamının ve rekabet kültürünün gelişmesi de mümkün değildir. Bu konu, günümüzde rekabet ortamını geliştirmeyi samimiyetle isteyen pek çok ülkede ve bu arada Türkiye’de ekonomik özgürlüklerin çok kısıtlı olması nedeniyle büyük önem kazanmaktadır.

Burada iki hususun  öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bunlardan birincisi ekonomik özgürlüklerin neyi ifade ettiği ve gelişme düzeyinin hangi faktörlere bağlı olduğudur. İkinci husus ise ekonomik özgürlüklerin rekabet ortamını.........

DOSYA'nın TAMAMINI İNDİR:  ozgurlukrekabet.doc


 


 

.:: RekabetDernegi.Org ::.

.:: Duyurular

.:: Rekabet Haber Bülteni

.:: İletişim

REKABET DERNEĞİ
Adres
Necatibey Cad. 94/8
Maltepe / Ankara
Telefon
0 312 230 66 44
Faks
0 312  232 01 69
PK Adresi
PK 649
Yenişehir/Ankara
E-Posta

rd@rekabetdernegi.org

.: Ziyaretçi Sayısı: 

Web Tasarım ve Yönetim: e-Emre.Com (Emre ATASAYAR)